Kategori arşivi: Sürdürülebilirlik

Rüzgar Enerjisi Santrallerinde İşletmesel Problemler

Rüzgar enerjisi temiz, yenilenebilir bir enerji kaynağıdır ve birçok avantajı vardır; bu da neden dünyanın en hızlı büyüyen enerji kaynaklarından biri olduğunu açıklamaktadır.

Rüzgar türbinleri, düzgün bir şekilde çalıştırılmaları ve bakımlarının yapılmaları durumunda, diğer yeni elektrik kaynaklarıyla rekabet edebilecek düzeyde fiyatlarla temiz ve güvenilir şekilde büyük miktarda elektrik sağlayabilirler. Operasyon ve bakım, güvenlik yönetim sistemleri ve diğer proje güvenirliği faaliyetleri sektördeki karlılığı etkileyen kritik unsurlar haline gelmektedir.

Rüzgar santralleri deniz seviyesinden oldukça yüksek alanlarda kurulduğu için meteorolojik olarak birçok soruna maruz kalmaktadır.

Bunlardan en önemlileri;

  • Buzlanma: Bir takım maddi hasarlara yol açabilir. (ekipman kırılması, kar kaybı…vs) buzlanma durumunda çalışan türbin buz fırlatma tehlikesi
  • Orajlı günlerin yoğun olduğu bölgelerde yıldırım çok büyük problem teşkil edebilir. Türbinlerde ilave yıldırımdan korunma sistemi tesisi
  • Veri haberleşmesinde yaşanan sıkıntılar (R/L ve GSM şebekeleri)
  • Santral sahaları geniş ve yayılı olmasından kaynaklanan güvenlik zafiyetleri (kamera sistemi tesisi, güvenlik levhaları, bariyer, gezici ekip.. vs.)
  • Topraklama sisteminin tesis gereksinimlerine karşı yetersiz kalması,
  • Uzun OG yer altı kablo hatlarının yetersiz korunması
  • PMUM için rüzgar hızı/üretiminin gün öncesinde tahmini
  • Şebeke arızalarında türbinin tepkisi ve şebekeye uyumu
  • Santralin güncel yönetmeliklere uyumu (Yan Hizmetler Yön…vb)
  • Santral içi ve santral dışı yolların kontrolu ve onarımı
  • Santral sahasında bulunan aydınlatma elemanları (yol aydınlatmaları, trafo aydınlatmaları vb.)
  • Drenaj kanalları kontrolü

Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Nedir?

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar bütünüdür.

Ekonomik ve sosyal gelişmeye engel olmaksızın çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında koruyarak, yeni proje ve gelişmelerin çevreye olabilecek sürekli veya geçici potansiyel etkilerinin sosyal sonuçlarını ve alternatif çözümlerini, ilgili tüm tarafların görüş, kaygı ve önerilerini de dikkate alarak işletme öncesi, işletme sırası ve işletme sonrasını da içine alarak değerlendirilmesinin, izlenmesinin ve denetlenmesinin yapıldığı bir süreç olan ÇED ile ilgili ilk düzenleme ÇED Yönetmeliği adı altında ilk olarak 07/02/1993 tarihinde yayımlanmıştır.

Günümüze kadar 23/06/1997, 06/06/2002, 16/12/2003 ve 17/07/2008 tarihlerinde revize edilen ÇED Yönetmeliği ile ilgili son değişiklik 03/10/2013 tarihinde yapılmış, aynı tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yönetmeliğe tabi projeler/faaliyetler, Ek-I (Çevresel Etki Değerlendirmesi Uygulanacak Projeler Listesi) ve EK-II (Seçme Eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler Listesi) olarak ayrılarak yedi alt sektör grubunda değerlendirilmiştir. Bu gruplar Yönetmelikte,

  • Kimya, petrokimya, ilaç ve atıklar,
  • Sanayi,
  • Tarım, orman, su kültürü ve gıda,
  • Ulaşım, altyapı ve kıyı yapıları,
  • Enerji,
  • Turizm- konut,
  • Madencilik

olarak yer alır.

Planlanan projeler veya faaliyetler için ÇED Yönetmeliğine göre EK-I listesinde yer alan projeler için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumsuz” kararı verme yetkisi Bakanlığa aittir. Bakanlık, Ek-II listesinde yer alan ve karar verme yetkisi ÇED Yönetmeliğine göre kendisinde olan projeler hakkındaki “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı verme yetkisini 03/10/2013 tarihinde Valiliklere devretmiştir. ÇED Yönetmeliği’nin ekli listelerinde yer almayan projeler/faaliyetler ise faaliyet sırasında 2872 Sayılı Çevre Kanunu ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen şartlara uyulması ve mer’i mevzuat çerçevesinde diğer izinlerin alınması şartıyla Yönetmelik kapsamı dışında değerlendirilmektedir.

 

ÇED Yönetmeliği kapsamında yer alan projeler için,

  • (Yönetmeliğin 6. maddesinin 3. bendine göre) “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı alınmadıkça hiçbir teşvik, onay, izin yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.
  • “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı alınmadan yatırıma başlanan/kurulan faaliyetler, Çevre Kanunu’nun 15. maddesine istinaden ÇED Yönetmeliği (19.maddesinin (a) bendi) gereğince durdurulmaktadır.
  • Bu durumda, Çevre Kanununun 20. maddesinin (e) bendi uyarınca idari para cezası uygulanmaktadır.
  • ÇED Raporunda veya Proje Tanıtım Dosyasında taahhüt edilen hususlara uyulmadığının tespit edilmesi durumunda ise Yönetmeliğin 19.maddesinin (b) bendi gereğince (Çevre Kanunu’nun 20. maddesinin (e) bendi uyarınca) idari para cezası uygulanmaktadır.

ÇED Yönetmeliği hükümlerine tabi faaliyetlere/projelere verilen “ÇED Olumlu” ya da “ÇED Gerekli Değildir” kararları faaliyete başlanması için gereklidir ancak yeterli değildir. Diğer bir deyişle, ÇED Yönetmeliği kapsamında verilen kararlar nihai izin ve onay niteliği taşımamaktadır. Bu nedenle, yürürlükte olan mevzuat uyarınca ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan gerekli izin, onay, görüş ve/veya ruhsatların alınması gerekmektedir.

kaynak : csb.gov.tr

Yenilenebilir Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Önemi

Şehirleşme sürecinin, şehirleri daha rekabetçi, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir niteliğe
kavuşturacak biçimde yönetilmesi, ülkemizin kalkınma hedeflerine ulaşmasına önemli katkı sağlayabilecektir.

Kalkınma hedeflerine tam olarak ulaşılabilmesi, kalkınmanın sürdürülebilir olması ve refahın yaygınlaştırılması, insanların bulundukları mekanlarda yaşam kalitesinin ve yaşanabilirlik standartlarının çevreye duyarlı bir şekilde yükseltilmesi halinde mümkün olabilecektir.

Enerji; üretim ve kullanımı zorunlu olan bir girdi ve toplumların refah düzeylerinin yükseltilmesi için gerekli bir hizmet aracı olarak ekonomik ve sosyal kalkınmanın temel taşlarından en önemlisidir.

Kişi başına üretilen-tüketilen enerji miktarı toplumların gelişmişlik seviyesinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Hızla büyümekte olan enerji talebinin karşılanabilmesi için petrol, doğal gaz ve taşkömürü
ithalatı sürekli artmaktadır. Bu durum enerjide yüksek oranlı dışa bağımlılığın sürmesine yol açmakta, cari işlemler dengesi ve enerji arz güvenliği üzerinde baskı oluşturmaktadır.

Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının hem birincil enerji arzı hem de elektrik üretimi amacıyla değerlendirilmesi sürdürülebilir kalkınmanın temini açısından önem taşımaktadır.

Enerji alanındaki son verilere baktığımızda doğalgaz ithalatımızın 47 milyar metreküp olduğunu görüyoruz. Ülkemiz 2013 yılında enerji ithalatına 56 milyar dolar döviz ödemek zorunda kalmış ve bu paranın 26 milyar dolar ile petrolden sonraki en büyük ithalat kalemini doğalgaz faturası oluşturmuştur.
Enerjide dış bağımlılığı nerede ise yüzde 95’i aşan ülkemizin, son on yılda bu dış bağımlılığa ödediği fatura 385 milyar dolara ulaşmıştır. Hem dış ticaret ve hem de cari açığın nerede ise tamamını enerji ithalatının oluşturduğu bilinmektedir.

Türkiye 2010-2013 yılları arasında dört yılda 234 milyar dolar cari açık vererek yabancı sermaye ihtiyacında sürdürülemez bir noktaya geldiğini göstermektedir.
Doğalgaz ithalatının yüzde 48’ inin (21,6 milyar metreküp) elektrik üretiminde kullanılıyor olması ve enerji faturasının düşürülmesinin aynı zamanda ekonomide dış açığın ve yabancı sermaye bağımlılığının da bitirilmesi anlamına geldiği açıkça görülmektedir.

Enerji üretimi, ısınma, ulaşım gibi “yakmaya” dayanan insan faaliyetleri atmosferde CO2 ve diğer “sera gazlarının” birikimine bunlar da yeryüzünün ısısını hapsederek küresel ısınmaya yol açmaktadır. Konvansiyonel enerji hammaddelerinin enerji üretiminde çevre kirliliği ve atmosferde sera etkisi yaratması önemli bir sorun olarak gündemde yer almaktadır.

Bu olgunun sonuçları, kutuplardaki ve yüksek irtifalardaki buzulların erimesiyle deniz seviyesinin yükselmesi; ani ısı değişimleri sonucu kasırgalar, seller veya aşırı kuraklık; bitki, hayvan ve bakteri türlerinin yok olmasıdır. Ve bu sonuçlar kendilerini göstermeye başlamışlardır.

Fosil yakıt kullanımına bağlı olarak artış gösteren atmosferdeki CO2 yoğunluğu psikolojik baraj olarak kabul edilen 400 ppm seviyesine dayanmış durumdadır.

Küresel ısınmanın olası sonuçlarının, giderek çevre alanındaki en temel sorunu oluşturmaya başlaması karşısında, 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı’ nda “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” imzaya açılmıştır.

Türkiye 4990 sayılı kanun ve 11 Kasım 2003 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ ne, 5836 sayılı kanun ve 13 Mayıs 2009 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile de bu sözleşme kapsamındaki Kyoto Protokolü’ ne
katılmış bulunmaktadır.

Sözleşmenin amacı; sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonunun iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkisini önleyecek bir seviyede sabit tutulmasını sağlamaktır.

Enerji kullanımında yenilenebilir kaynaklardan yararlanılması ve toplam enerji kullanımında yenilenebilir enerjinin payının arttırılması katılmış olduğumuz Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ nin amacını gerçekleştirmede en önemli eylem olarak gündemde bulunmaktadır.

Türkiye Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesi ile;

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ nin temel ilkelerinden biri olan “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” çerçevesinde küresel iklim değişikliği ile mücadele çabalarına imkanları ölçüsünde katkıda bulunmayı bir hedef olarak belirlemiştir.

18.05.2009 tarihli Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesine göre 2023 yılına kadar; Ekonomik HES potansiyelin (135 milyar kWh) tamamının kullanılması, RES kurulu gücünün 20.000 MW’a çıkarılması, Güneş enerjisinden elektrik üretiminin özendirilmesi için gerekli çalışmaların yapılması, Güneş kurulu gücünün kademeli olarak 3.000 MW’a çıkarılması 600 MW JES Kurulu gücüne ulaşılması, Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi içerisindeki payının en az %30 düzeyine çıkarılması, hedeflenmiştir.

Diğer bazı ülkelerin taahhütleri; AB, yenilenebilir enerji kullanımını yüzde 27 seviyelerine yükseltme ve yüzde 30 oranında da enerjide verimliliği arttırma sözü verdi.
Danimarka 2020’ ye kadar karbon emisyonunu yüzde 40’ a kadar düşürerek 2050’ ye kadar da fosil yakıtlardan tamamen vazgeçeceğini açıkladı. İzlanda fosil yakıtları tamamen bırakma sözü verdi. Meksika, Nikaragua, Şili ve Kosta Rika, 2018-2025 yıllarına kadar enerji arzının yarısından fazlasının yenilenebilir enerji olacağını açıkladı. Etiyopya 2025 yılına kadar karbon emisyonlarını sıfırlayacağını bildirdi.

Özet: Yenilenebilir enerji kaynakları; sera gazı emisyon değerlerinin yok denecek kadar az olması, yerli olması ve ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan yüksek ulusal fayda sağlaması ile ülkemiz için stratejik bir değere sahip bulunmaktadır.